
(Gece Ulusoy'un Anısına)
Hayat... Önümüzde uzanan taşlı dolanbaçlı bir yol gibi. Zaman zaman kayboluruz koridorlarında zaman zamansa yol kenarında durup filizlenen çiçeklere bakarız ve yorgunluğu atıp yola devam ederiz. Zaman zaman yollarımız çıkmaza gider. Yolun sonu olmadığını bile bile takip ederiz sanki üzerimizde sonsuza ulaşma arzusunu hissedercesine. Fakat yolda kaybettiğimiz zaman okadar çoktur ki kestirme yolları çoktan unutmuşuzdur. Sonra bi insan çıkagelir yolda belkide sizin gibi kaybolmuş, yolunu bulmaya çalışan.El ele tutuşursunuz ve yürümeye başlarsınız ama belkide hayatın garip ve anlaşılmaz cilvesinden olsa gerek yolun sonunda göz göze geldiğinizde artık ayrılık anın geldiğini ve herkesin kendi yoluna girmesi gerektiğini fark edersiniz. Güçlüsünüzdür sadece bi yol arkadaşının eksikliği sizi sonsuzluk kadar uzun yolda ne kadar yıldırabilir ki. Ona lanet edersiniz, suçlarsınız ve bilmeden kendi zehrinizde boğulmaya başlarsınız. Zehir önce içinizi karartır.Bu karanlık öyledir ki gözlerinizi açmaya korkarsınız ve yanınızda sarılıp tutunacak kimsenin olmadığını fark edersiniz kendi yalnızlığınızdan başka... Ona sıkı sıkıya sarılırsınız, yardım dilersiniz cesaretnizi toparlarsınız ve gözlerinizi açarsınız. Yürümeye başlarsınız. Yalnızsınızdır. Duygusal açlığınızı bastırmak ve egonuzu okşamak için kendinize kurbanlar ararsınız ve bulursunuz da. Sonuçlarını düşünmeden onları sömürmeye başlarsınız yola devam edebilmek için ve söz verirsiniz kendi kendinize birdaha asla arkada bakmayacağınıza dair.Fakat gün gelir yorgun düşersiniz ve ne kadar yol kat ettim diye arkanıza bakarsınız. Gördüğünüz olay sizi dehşete düşürür. Arkanızda iki yüzlülük, kendinizi acındırma çabalarınız ve yalanlarınızdan başka hiçbir şey yoktur...
Ekim 2005
Serin bi İstanbul gecesi. İçkiler içilmiş ve birkaç sahte arkadaş bulunmuş. Anfilerin sesi hala kulağımda çınlıyor sahte hayatlar ve dostluklar. Bu şehirde kaos var. O kadar karışık ki kaybolması bir okadar kolay oluyor insanların arasında. Yalnız kalmak için kalabalıktan güzeli yoktur ve kafa dağıtmak için yeni insanlar fazla sorgulamayan. Mutluluk maskem yüzümde ve eğleniyorum düşünmüyorum. Birkaç ay oldu görüşmeyeli nerde bilmiyorum. Sanki hayatıma giren bi melek gibi gitti sessiz sedasız arkasına bakmadan. Ozamanlar acı verirdi ,belkide daha genç ve tecrübesiz olduğumdandı. Şuan gülümsüyorum sadece onunla geçirdiğim güzel anları anımasayarak. Ortaköye gidiyorum o gece tek başıma kafam dumanlı sorunlarım var ve ufkun sonsuzluğunan başka bişey çözemeyecek bunu. Hafifçe yağmur yağıyor. Sadece oturuyorum insanlar gelip geçiyor önemsemiyorum. Tıpkı onların yaptığı gibi. Bir sigara yakıyorum ve düşünüyorum neden her hikayenin bir sonu olmalıdır diye. Deniz yağmurla buluşuyor ve fısıldıyor sonsuzluğun şarkısını söylüyor. Gözümden birkaç damla yaş akıyor. Gece su hep siyah görünür. Sanki sonsuzluk gibi. Yağmur ve denizin söylediği büyülü şarkıda kendimi buluyorum. Hala burdayım. Belkide takılıp kaldım. Kimse beni böyle görmemeli diye düşünüyorum. Düşünüyorum bir zamanların hiçbişeyi takmayan ruhsuz adamı nasıl bu hale geldi diye... İyi ki de gelmiş. Belki uzun süreden sonra bir bütün olarak görüyorum kendimi maskemi çıkartmış ve pelerinimi omuzlarımdan bir kahraman edasıyla atmış bir biçimde. Bazı şeyleri geri alma şansım olasydı diyorum ve aklıma geliyor birden en son ne zaman yaşadığım hayattan suçluluk duydum diye. Hiç... Denize bakıyorum kendi yansımamı görmek için. Ama orda siyahtan başka renk yok. Evet biliyorum bu gece bir çeşit ölüm küllerimden doğmak için ihtiyacım olan. Duyduğum pişmanlık yerini kabullenmeye bırakyor yavaş yavaş. Bunları yaşamasaydım ben ben olurmuydum diyorum belkide bir avuntu. Kim beni önemsemişti ki onun kadar. İçimdeki iyi tarafı görmeyi deneyen olmuş muydu? Hayır. İyi olan şeylerin en büyük yan etkisi farkına gittikten sonra varmamızdır. Her ne olursa olsa olsun mutluyum ve biliyorum artık. Teşekkür ediyorum görmemi sağlayan insana. Beni olduğum gibi kabul eden, ona zarar verebilme ihtimalim olduğunu bile bile başkalarının sözüne bakmadan benim gözlerimden görmeye çalışan insana. Şimdi herşey daha net. Kendimi yağmurun ve denizin fısıltısına bırakıyorum ve yeniden doğuyorum günün şafağıyla. Artık ağlamıyorum. Biliyorum bunları yaşamasaydım ben ben olmazdım ve biliyorum iyi veya kötü bi insan da olsam özüme de ulaşsam ben benim ben buyum ve kendimi kucaklıyorum şafağın ilk ışıkları içimi ısıtıyor ve gülümsüyorum ve yeni yolculuğuma çıkıyorum önüme çıkacak virajları ve taşları önemsemeden...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder